Astrolog | Mitoloji, Psiko-Ezoterik Sembolizm, Okültizm "Fiat lux. Vox propria veritas est."

  • (Yazıya başlamadan önce eğer 1984 Nisan – 1988 Haziran arası doğduysanız ve “yazdığından hiçbir şey anlamadım ilayda” diyorsanız. Bana doğum haritanızdaki Chiron’u sorabilirsiniz. Ve bir önceki Chiron yazıma göz atabilirsiniz.)

    (Yazıya giriş yapmadan önce 1984 Nisan-1988 Haziran arası doğduysanız ve “ben yazdığından hiçbir şey anlamadım” diyorsanız bana yazıp doğum haritanızdaki chiron’u sorabilirsiniz.

    1984 dönemiyle başlayan Chiron İkizler dönemiyle ilgili aklıma gelen ilk şey Madonna’nın, Vatikan ile “papaz” olmasına neden olan “Like a Virgin” ve “Like a Prayer” şarkıları. 🙂

    Bu dönem tabii ki pek çok sanatçı içinde kendi özgün sesini birilerine rağmen duyurduğu bir dönem aslında. 80’li yıllar özellikle Arabesk müziğin Türkiye’de ses getirdiği yıllar. Hatırlayanlar Müslüm Gürses’in, Ferdi Tayfur’un ne kadar fazla dinleyicisinin olduğunu ve ne kadar eleştiriye maruz kaldığını bilirler. Önemli nokta kendi tarzlarını müzik aracılığıyla ifade ederken aynı zamanda kendi duygularını paylaşan kişilerle ortak bir kanal aracılığıyla buluşabilmeleri. Çünkü 80’li yıllarla birlikte görüyoruz ki, müzik artık sadece kulaklara hitap eden bir sanat değil, MTV kültürü ve klipler ile birlikte belli ikonlar yaratan ve görselliğe de hitap ederek evrim geçiriyor. Tıpkı Spotify ile birlikte evrim geçirmesi gibi. Ve Astrolojik açıdan bu dönem tam da Chiron İkizler dönemine denk geliyor. Öte yandan bu dönem pek çok şey için şarkıların yazılıp besteleniyor olduğu zengin bir dönemdi aslında. Sadece müzik değil tabii ki pek çok sanat alanı içinde böyleydi.

    Madonna önce Like a Virgin şarkısında kendisine has yorumuyla ardından Like a Prayer şarkısının klibinde yanan haçlar ile Vatikan’ın nefretini kazanıyor ve o dönem çok fazla muhafazakar tarafından da lince maruz kalıyor. Bugün tabii bu linç kavramı gündelik hayatın bir parçası oldu ve Twitter’da sadece birilerini rahatsız etseniz bile linç edilebiliyorsunuz ama 80’li yıllar için durum farklı. Müzik, MTV kültürü ve klipler aracılığıyla artık sadece kulaklara hitap eden bir şey değil gözlere de hitap eden bir şeymiş ve medya kanalları oldukça sınırlıymış. Dolayısıyla medya aracılığıyla aktarılmak istenen neyse bu çok kolay kontrol edilebiliyor. Üstelik şuan ki gibi kolay bir şekilde unutulmuyor. Neyse ki sadece Madonna değil, 1984 sonrası Chiron İkizler dönemi boyunca pek çok sanatçı linç ya da ağır eleştirilere rağmen kendi özgün sesini duyurabileceği müzik tarzlarını duyurmuş. Örneğin bunlardan birisi Türkiye’de Arabesk müzikmiş. (-mişli falan ifade edesim geldi ben yoktum o dönem siz daha iyi bilirsiniz 🙂 )

    Madonna’dan Müslüm Baba’ya müthiş bir yazı girişi gerçekten. O zaman bu yazıyı yazmama neden olan tweetimi de sizlerle paylaşayım ve Chiron İkizler size ne yapıyormuş bu kadar onu konuşalım :

    Chiron İkizler 1984 Nisan – 1988 Haziran arası dönemleri kapsıyor. Eğer doğum tarihiniz bu aralıkta ise doğum haritanızda Chiron’unuz İkizler burcundadır. Ve bu hayatta doğumunuzdan itibaren yaşadığınız öteki hissettirilme, yeterli hissetmeme, utandırılma/utanma gibi duyguların ve bir şekilde bir türlü kapanmayan yaranızın nerede olduğunu ve bunu nasıl çözebileceğinizin sembolik hali aslında Chiron İkizler.

    İkizler sembolik açıdan; konuşmak, iletişim kurmak, öğrenmek, düşünmek, soru sormak, bağlantı kurmak, problem çözmek, kardeşler, ilkokuldan liseye kadar olan eğitim ve iki şeyin aynı anda yürütülmesi ve iki şeyden birine karar verilmesiyle ilgilidir. Doğal olarak sizlerin bu konularla ilgili tekrarlayan sarsıcı acıları bulunabileceğinden söz edebiliriz.

    İkizler vücudumuzda, parmaklar, eller, omuzlar ve kollarla ilgili. Dilimiz yine İkizlerle ilgili. Dolasıyla Chiron İkizler neeslinin genel anlamda bu bölgeleriyle ilgili problemler yaşamış olması olası. 1984-1988 arası doğumluysanız eğer Satürn Yay ve/veya Uranüs Yay olduğunuzu varsayarsak spor sakatlanmaları, diz problemleri kas problemlerini en çok yaşayanlar ve hayat boyuda devam edebiliyor bu problemler.

    Benim gözlemim genellikle Chiron İkizler dönemi doğan (1984 Nisan – 1988 Haziran) kişilerin bir şekilde soru sorulması engellenmiş, soru sorduğunda kırıcı tepkiler almış, utandırıcı tepkiler almış olmaları. Öte yandan sürekli üsluplarıyla ilgili uyarılar alıyorlar benim gözlemlediğim kadarıyla. Çünkü bu grubun çoğunun aynı zamanda Uranüs ya da Satürn’ü de Yay yani toplumdaki sorgulayıcı kişiler aslında. Dolayısıyla herhangi bir konudaki fikirleri kolaylıkla irrite edici, hadsizce, kibirlice bir üslup gibi gelmesi doğal. Zaten bu grup zaman içerisinde bu tarz tepkiler karşılaşarak kiminle nerede, nasıl, konuşacağını çok iyi bilen kişiler haline geliyorlar. Ama sizler için Chiron İkizler’in sembolize edebileceği ana sorunları listelersem şunlardan söz edebilirim:

    1.) Yanlış anlaşılma korkusu.

    2.) Çocuklukta sözlerinin ciddiye alınmaması veya küçümsenmemesi.

    3.) Okulda, evde, iş yerinde, aile içinde “öyle konuşulmaz, böyle konuş, o öyle söylenmez.” vb yargılamalara maruz kalmak. Daha da ilerisinde söyledikleriyle ilgili alay konusu olma, zorbalığa maruz kalma gibi olaylar yaşanmış olabilir. Akran zorbalığına en fazla maruz kalan kesim bu arada hem 1984-1988 arası doğmuş hem de Mayıs-Eylül- Aralık ayında doğmuş olanlar olabilir gerçekten.

    4.) Bir şeyleri iki seferde öğrenmek. Bir şeyler başına iki kez kez gelince ne olup bittiğinin farkına varabilmek veya bir şeyleri ikinci kez yapınca en iyi haline ulaştırabilmek.

    5.) Duyguları kelimelere dökerken zorlanma. Reddedilme, aşağılanma, rezil olma korkuları vb. (Genellikle kişi abartması olur.)

    6.) Bilgiye bağımlılık. Bu sebeple bilirsem güvende olurum yanılgısına düşmek ve içsel huzuru ancak yeteri kadar bilince sağlayabilmek.

    Neler Yapabilirsiniz ?

    Özellikle 1984-1988 arası Mayıs Haziran doğumlu ve 1984-1988 Ağustos sonu Eylül doğumlu kişiler, iş hayatlarında da sosyal hayatlarında da genellikle bir şeyler öğretebilen, mentorluk yapabilen ve bu konuda da aranan kişiler oluyorlar genellikle. Çünkü bu doğum tarihi aralığında olanlar zaten Başak ya da İkizler etkili oluyorlar bu tek başına iletişim becerileri ve öğretebilme, öğrenme yetilerinin daha iyi olması demek. Birde Chiron İkizler’in olarak ekstradan bir mentorluk, öğretebilme, genç insanlara kendi ifadelerini bulmaları konusunda yardımcı olmak gibi yetenekler anlamına geliyor.

    Ayrıca benim gözlemim çoğunda pek önemsemedikleri el becerisi gerektiren teknik şeylerde yetenekleri olduğu yönünde. Gitar gibi enstrüman çalmak olabilir, bıçaklarla ilgili yetenekler, dikiş, tamirat işler, çizim yeteneği vb.

    MSN ve Chat kültürüyle ilk tanışan nesil olarak elbette bu grubun kelimelerle arası oldukça iyi. Ancak hayatları boyunca düşüncelerinden, söylediklerinden, fikirlerinden o kadar şüphe etmek zorunda kalmış bir nesil ki başkalarının fikirlerini gereğinden fazla önemseyen insanlar çoğunlukla. Bunun sonucunda doğum haritasındaki diğer astrolojik konumlarla bağlantılı olarak “düşüncelerini ve hissettiklerini söylerlerse reddedileceklerini, utandırılacaklarını, sevilmeyeceklerini” düşünen insanlar olabilirler. Elbette bunları söylememe sebebim bu grubun çoğunluğunda Satürn ve/veya Uranüs’ün Yay olması kaynaklı. – Kenan Evren’in Cumhurbaşkanlığı yaptığı darbe döneminde doğan insanları olduğunu düşünürsek oldukça manidar zaten.

    Bu grup için tavsiye edebileceğim en iyi şey aslında “Morning Pages” olarak bilinen pratik. Her sabah 3 sayfaya el yazısıyla düzeltme olmadan, düşünmeden aklınızdan geçenleri aktarmanız. Böylelikle kaygılı olan iç sesiniz ile gerçek sesiniz arasındaki duvarlar erimiş olacaktır. İç sesinizi duyabilir hale gelebilirsiniz böylelikle. Bu da tabii ki sezgilerinize daha kolay kulak verebilmeniz sağlar, muhakeme becerinizi arttırır. Sonuç olarak kararlarınızı kaygıyla değil sezgilerinizle yönlendirebilirsiniz. (Ben geçen sene bu dönemlerde yapıyordum. Yazıp yazıp kendime email atıyordum. Başlarda çok zor ve yazacak hiçbir şey yok gibi geliyor. Sonradan valla laf lafı açıyor açıkçası 🙂 Bide ben 3 sayfa sınırı koymadım 15 dk sınırı koymuştum.)

    Tıpkı Madonna, Müslüm Baba ve diğer kendi sesini ve tarzını birilerine rağmen bulan diğer sanatçılar gibi kendi tarzını ve kanalınızı bulmak çok önemli elbette. Eğer spesifik bir sanatsal yeteneğiniz varsa bunu kendi vizyonunuz ile birleştirerek özgünlüğünüzü gösterebileceğiniz sahneler edinmeniz önemli olacaktır.

    Fazla entelektüelize ettiğiniz duyguları farketmek ve bu konuda pratikler yapmak bu grubun yapabileceği diğer bir önemli konu açıkçası. Entelektüelize etmekten kastım şu duyguları belli bir düşünce zeminine, mantıklı gerekçelere oturtmaya çalışmak. Bunu yaparken de hissetmekten uzaklaşmak. Bazen bedeninizin bile size seslenişini duyamamak. Omuz ve boyun problemleri, parmak eklemlerinde problemler, ses kısılmaları vb

    Bu çözümler elbette sorunu kökünden çözecek şeyler değil elbette. Zaten kökten çözmenin yolunu bulmanızı sağlayacak ve aynı zamanda yaşadığınız travmatik deneyimlerin size bıraktığı hasarı görmenizi sağlayacak çözümler sadece. Neyin neden kaynaklandığını gördüğünüzde zaten bu farkındalık şifa sürecini başlangıcı olacaktır. Ama öncelik tabii ki hasar tespiti.

    Sevgiler,

    İlayda ❤

  • (Yazıyı okumadan önce hiç astroloji bilmiyorsanız ve konu ilginizi çektiyse yazıyı okuduktan sonra bana Chiron’unuzu sorabilirsiniz. )

    İnsanın doğumla birlikte dünyaya gelişi pek çok mitolojik metinde “cennetten kovuluşla” metaforik olarak ifade edilir. Bu nedenle aslında doğum başlı başına rahmin güvenli alanından sürgün edildiğimiz travmatik bir deneyimdir. Ve ilişkiler aracılığıyla bu travmayı onarmaya çalışarak tekrar bütün ve tamamlanmış hissettiğimiz o güvenli alanı yaratmaya çalışırız. Bu başlangıçta ebeveynler aracılığıyla öğrenilir. Ve bu süreçte bazı yönlerimiz reddedilebilir, bazı duygularımız desteklenirken bazıları başka tarafından bastırılabilir. Ve sevilmeye devam edebilmek için veya kendimizi güvende hissedebilmek için kişiliğimizin bazı parçalarının “anormal” olduğunu düşünebiliriz.

    İşte Chiron tam olarak bize “öteki” hissettirilen parçalarımızın ne olabileceğini, bu konuda ne yapabileceğimiz konusunda sembolik bir anlam sunar.

    Bu konunun paradoksal bir tarafı olduğunu da düşünüyorum. Çünkü “öteki” hissettiren en bariz duygu utandırılmaktır. Ki Chiron’un mitolojisini bilen bunun ne demek olduğunu çok iyi anlayacaktır.

    Utandırılmak/utandırılmış olmak ilk olarak anne-babamızdan öğrendiğimiz, onların gözünden kendimizi gördüğümüz ve bu bakış açısını kendi bakış açımız sandığımız bir kısır döngüler silsilesi aslında. Kendimizde bir anormallik olduğuna o an o kadar çabuk ikna oluruz ki sonra yaşanacak her olay sanki bunu kanıtlar nitelikte gibidir. Tabii daha sonra bu “öğrenilmiş çaresizlik” hissine dönüşebiliyor. Ve davranışlarımızla kendi kendimizi sabote ettiğimizin pek farkına varamayabiliyoruz. Çünkü bu dünyaya geldiğimizde bize tanık olan ilk “öteki” nin (anne-babamız) bizim hakkımızda hissettikleri, düşündükleri bizi sevebilmeleri için çok önemliydi. Tam ve bütün hissedebilmek için tek ihtiyacımız olan bu “anormal” tarafımızı bir şekilde halletmemiz gerekiyor tek mesele bu (!)

    *** *** *** *** *** *** ***

    Doğum haritasında Güneş Chiron kavuşumu ve Ay Chiron karesi olan çok sevdiğim bir arkadaşım şöyle demişti bunu buraya eklemem lazım : “Hiçbir zaman tam olamadık anasını satayım. Hep suçluyuz, hep hatalıyız. Sürekli panik halinde kendimde sorun aramaktan yoruldumm.”

    (Ben edebi cümleler kurmayı pek sevmiyorum. Yazdıklarımın özgün, samimi ve tamamen kendi fikirlerim olmasına öncelik veriyorum. Yazım hatalarını da çoğu zaman bilinçli düzeltmiyorum. Buraya kadar geldiyseniz teşekkür ederim 🙂 )

    *** *** *** *** *** *** ***

    Elbette Chiron’un doğum haritasındaki konumu sadece “Allah kahretsin” demek değil. Özünde doğum haritamızdaki Güneşimizin bize doğuştan getirdiği doğal yetenekleri kullanarak başkalarına şifa olabileceğimiz, destekleyebileceğimiz bu sayede kendimizdeki yara açan davranış kalıplarını, kendimizle ilgili bizi sabote eden olumsuz yargıları görebilmemizi sağlayan bir tarafı var. Böylelikle hem ruhumuzu daha bütün hissedebiliyor oluyoruz hem de utanmayla ilgili oluşan yapay düşünceleri eleyebiliyoruz. Öte yandan, doğum haritamızdaki Güneş ruhun bu dünyaya geliş amacını ve potansiyelini anlattığı için bunu da gerçekleştiriyor olmakla ilgili bir deneyime götürüyor bizi. Özetle, Chiron’un getirdiği problemler silsilesinde en büyük yardımcımız doğum haritamızdaki Güneşimiz.

    *** *** *** *** *** *** ***

    Doğum haritasında Chiron’un bulunduğu ev, burç ve açı yaptığı gezegenlerin sembolik olarak ifade ettiği alanlarda kabaca şunları hissedebiliyoruz:

    1.) Kararlardan kaçınabiliriz. 2.) Koşullar ne olursa olsun olumsuz bakış açısından çıkamayabiliriz. 3.) Tamamen çabasızlık ya da aşırı telafi davranışları olabilir. 4.) Kontrol edemiyormuş ve çaresizlik hissedebiliriz. 5.) Motivasyonumuz çok az olabilir ya da bu konulara aşırı takıntılı olabilir. 6.) İstemeden kendimizi sabote edecek davranışlar sergiliyor olabiliriz. 7.) Abartılı utanç duygusu hissediyor olabiliriz. 8.) Toplumda bir şekilde ilişkide olduğumuz herkes bizdeki bu konuyu problem ediyor gibi gelebilir.

    Chiron’un burçlardaki ve evlerdeki sorunlarını part 2 olarak diğer yazıda daha detaylı anlatmak istiyorum. (Hatta part 3-4 falan bile olabilir niyetim detaylı anlatmak en azından onu söyleyeyim.) Ve beklemek istemeyen bana sorabilir 🙂 Ama en azından doğum tarihinize göre Chiron’unuzun hangi burçta olduğunu bulup göz atabilirsiniz.

    1984 Nisan- 1988 Haziran arası doğduysanız Chiron İkizler : “Neden ne kadar konuşsam da gerçekten anlaşıldığımı hissedemiyorum?”

    1988 Temmuz – 1991 Ağustos arası doğduysanız Chiron Yengeç : “Neden hiçbir yerde gerçekten evde, ait bir yerde hissedemiyorum kendimi?”

    1991 Eylül – 1993 Ekim arası doğduysanız Chiron Aslan : “Neden var olduğumu, görüldüğümü, değerli olduğumu bir türlü içselleştiremiyorum?”

    1993 Ekim – 1995 Eylül arası doğduysanız Chiron Başak : “Neden ne kadar düzeltsem, ne kadar uğraşsam yeterince iyi olmadığımı düşünüyorum?”

    1995 Ekim – 1997 Ocak arası doğduysanız Chiron Terazi : “Neden ilişkilerden bu kadar korkuyorum ve ilişkilerde kendim olamıyorum?”

    Part 2’de görüşürüz.

    Sevgiler…

  • “Psişik Etki” bu terimle ifade kastedilen çoğunlukla bir zihnin başka bir zihin üzerindeki etkisidir. Genellikle telepati ile açıklanmaya çalışılır. Ancak astral düşünce aktarımı gibi çok daha yüksek etkiler var. Biraz daha kendimce açıklamaya çalışayım. Hermetik geleneğe göre, Evrendeki her şey titreşim halindedir. Her şeyin kendine özgü bir titreşim hızı vardır. Ve bunu sürekli dışa vurur. Bunların pek çoğu, fiziksel duyu organlarıyla algılanamayan ancak hassas araçlarla saptanabilen titreşimlerdir. Bide bahsetmek gereken titreşimlerin evrenselliği ile ilgili bir başka ilke var. O da “indüksiyon” İndüksiyon ilkesi, enerjinin doğrudan temas olmaksızın, kendi titreşimini başka bir nesnede yeniden üretmesi anlamına gelir. Şifa çalışmalarında da, hastanın zihnine imgeler yerleştirilebilme yetisi bu ilke ile açıklanabilir. Bu imgeler sayesinde daha önce yerleşmiş olan korku ve yanlış imgeler ya da hastalık yerinden edilir.

    Bunu iki şekilde yapabiliriz: Birincisi etkisi daha kısa sürekli olan ve genellikle sorunu kökünden çözmeyen ve kendimce pek etik bulmadığım Hiptonizma. Burada niyet zaten kişiyi kontrol altına alacağını telkin etmek üzerine başlar. Çok sık kullanılır. Reiki özellikle çok sık bu amaçla kullanılıyor. Dolandırıcı şifacıların da en sık başvurduğu yöntem bu zaten. Ağrı kontrolü, travma iyileştirme gibi alanlarda kısa süreli iyicil etki çalıştırabiliyor. Ancak temelde solar pleksus ve 3. Gözü etkinliğini bloke ediyor.

    İkincisi Mesmerizm. Burada uygulayıcı kendisiyle karşısındaki arasında görünmez ama gerçek bir manyetik bağ kurmayı amaçlar. Bu bağ aracılığıyla kişinin iradesinin ulaşamadığı düşünce kalıplarına yine kişinin kendisinin ulaşmasına yardımcı olunur. Böylelikle uygulayıcı kişinin kendisinin zihninde uyandıramadığı ve dönüştüremediği zarar verici kalıpları karşı tarafa aktarabilir. Temelde hiptonizma kişinin irade merkezini felç etmek üzerinedir. Bazı durumlarda işe yarayabilir ama geçici bir çözümdür. Çünkü uygulayıcının tek bir sözü ya da işareti kişinin zihinsel ve bedensel mekanizmasını yönetir hale gelir. Mesmerizmde ise, uygulayıcı bir nevi batarya görevi görür. Yine kişi kendisi o enerjiden yararlanarak zihinsel iradesini kullanma bilincini yönetme yetisi yeniden kazanır.

    Elbette şifa üzerine ve şifa teknikleriyle ilgili söylenecek çok şey var. Ancak şimdilik burada bırakalım.

  • Doğa, insana göre değil; insan doğaya göre yaşar.


    Doğa, insanın en sonsuz ve biricik kaynağıdır. Zaman da doğanın içindedir. Bizler insan-ı kâmil olma yolunda bu zamanı kontrol etmeyi değil, onunla birlikte akmayı, onu yönetebilmeyi öğreniyoruz. Çünkü zaman, insanın ilk ve ana kaynağıdır. Bu kaynağı anlayabileceği iki temel aracı vardır: beden ve doğa. Biri mikrokozmosu, diğeri makrokozmosu temsil eder. Zamanı, beyazlayan saçlardan ya da doğada gece ve gündüz döngüsünden, sonbaharda sararan yapraklardan anlarız. Yani zaman kendini doğada projekte eder.

    Mitolojide Gaia, yani Toprak Ana, Uranüs’ü (Gökyüzü) doğurur ve böylece ilk düalite meydana gelir. Ardından bu ikilik birlik olur; Gaia ve Uranüs birleşir. Bu birlikten Titanlar, Kykloplar ve elli başlı devler doğar. Ancak Uranüs, bu çocukları Gaia’nın rahmine hapseder. Yani doğacak olanı engeller. Gaia ise bu kısıtlamayı aşmak için zaman tanrısı Kronos’u (Satürn) görevlendirir. Kronos babası Uranüs’ü hadım eder; böylece zaman ve mekan ayrılır.
    Ama bu düzenin içinde hala bir eksik vardır: anlam. İşte bu anlamı, Kronos’u deviren Jüpiter (Zeus) getirir.
    Bu alegori bize şunu gösterir:
    Zaman ve mekanın doğuşu yalnızca dünyanın değil, insan bilincinin de temelidir. Doğa ve zaman bir araya geldiğinde, döngüler başlar; her döngüde bir anlam ve bilinç doğar. Bu doğumlar insanın kendisinin doğal yetisidir. Anlam bulma, yani şeyler arasındaki ilişkileri fark edip onları anlamlandırma yetisi, insanı insan yapan budur. Bu anlamlandırmayı yapan, doğa ile zamanı kavrayan ve onları bilinçle birleştiren varlık insandır.

  • ATEŞ ARKETİPİ ÜZERİNE

    “Ateş, simyanın kutsal diliyle konuşur.”

    Ateş, yaratan ve yok eden; arındıran ve dönüştüren bir semboldür. Ateşin ışığı hem karanlığı aydınlatır hem de içimizdeki özün yeniden doğmasını sağlar.

    İnsanlık, en eski zamanlardan beri ateşi diğer tüm unsurların üzerinde yüceltmiştir. En ilkel insan bile, alevde ruhundaki ateşe benzeyen bir şey görmüş ve onun gizemli, titreşimli, parlak enerjisinin gücünü hissetmiştir. Ateş, hem bitki hem de hayvan âlemini etkilerken metalleri boyun eğdiren tek elementtir. Bilinçli ya da içgüdüsel olarak her canlı, hayat kaynağı olan Güneş’i onurlandırır. Ayçiçeği Güneş’e yönelir; Kızılderililer ise onu “Yüce Işık Verici”nin vekili gibi görür.

    Eski toplumlar, Güneş’i bir ışık kaynağı değil, ışığı yansıtan bir varlık olarak düşünmüştür. Bu nedenle Güneş Tanrısı genellikle üzerinde güneş yüzünün işlendiği parlak bir kalkan taşırken betimlenmiştir. Bu kalkan, sonsuz olanın ışığını evrene yansıtmaktadır.

    Apollon da bu bağlamda değerlendirilmelidir.

    Yunan mitolojisine göre Helios, Güneş Tanrısıdır; Apollon ise onun ışığıdır. “Apo-” öneki ve “güneş” ya da “ışık” anlamına gelen İliosun birleşmesinden doğar. Benzer şekilde, İlyada Destanı’nda Troya kentinin Eski Yunanca adı İlios ya da İlion olarak geçer.

    Başka bir örnek vermek gerekirse “apothnisko”: “ölümü düşünmek” veya “ruhun bedenden ayrılmasını hissetmek” ve bunu hissetmeyi ifade etmek için kullanılır. Dolayısıyla “Apo-” ön eki, genel olarak “bir şeyin başka bir yere ulaşmak için ayrılmasıyla” ilgilidir.

    Ateş elementi “ocak” demektir. Kendilerini Troya’nın soyundan geldiklerine inanan Roma İmparatorluğu’nda ateş–ocak–Vesta bağlantısı, imparatorluğu üzerine inşa ettikleri önemli bir inançtır; ta ki Hristiyanlığa geçene kadar. Bu noktada ateşin tarihine yönelik bir bölüm eklemek gerekir.

    *** *** ***

    Neandertaller, Homo sapiens kadar ateşi kullanmayı bilmiyordu. Bu yüzden ateşi kontrol etmeyi başarmak, Homo sapiens’i hem canlılar arasında hem de türdeşleri arasında ayrıcalıklı kılmıştır. Özellikle ilk insanlar, ateşi ısınmak dışında yiyecekleri pişirmek için de kullanmıştır. Bu durum, insan bedeni için uzun sindirim süreçlerini azaltmış ve fiziksel beden açısından da gözle görülür farklar yaratmıştır. İlk insanlar kontrollü ateş kullanmayı bilmedikleri için uzun sindirim süreçleri, göğüs kafesinin büyük olmasına neden olmuştur.

    Eski Yunan kaynakları, ilk ilke (arkhe) olarak ateşten bahseder ve ateş, yaşamı çağrıştırması açısından çok güçlü bir imgedir. Hayata karışan her şeyin içine ateş de karışmış olur. Bu, insan mitinin ana unsurudur aslında. Prometheus topraktan insanı yaratır; fakat ateşi insanlara sunduktan sonra, tam anlamıyla insanın evrimi başlar.

    Ateşe duyulan saygı o kadar geniş bir alanı kapsıyordu ki Eski İran’da Zerdüştler, toprağa gömülen insanlar sebebiyle toprağın kirlendiğini ve bu nedenle İran’ın lanetlendiğini düşünüyordu. Bunun haricinde toprak ve ateşle olan ilişkimizi kıyasladığınızda, toprakla ilişkimiz son on bin yıldır; ateşle olan ilişkimiz ise 400–500 bin yıl öncesine dayanır. Bu nedenle ateşin kolektif zihindeki arketipsel bağlantısı, toprağa nazaran çok daha güçlüdür.

    Bu bağlamda pagan dönemde bu kadar kutsallaştırılan ateşin, pagan dönemi sona erdiğinde eleştirilmesi oldukça normaldir. Çünkü yeni bir inancı kültüre yaymak ve yerleştirmek isteniyorsa, eski kutsallar hedef tahtasına konulur. Bunun da en güzel örneklerinden biri, ateşler içindeki cehennem tasvirleridir.